Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
--
--
--
--

BİNBİR HATİMİ BAŞLATAN PİR ALİ BABA KİMDİR?992 defa okundu

, kategorisinde, 15 Ara 2019 - 11:50 tarihinde yayınlandı
BİNBİR HATİMİ BAŞLATAN PİR ALİ BABA KİMDİR?

Rivayete göre 16.yüzyılda Erzurum’da bir mübarek gelenek başlatıldı. Başlangıcı Pir Ali Baba adındaki bir zata atfedilen “Binbir Hatim Geleneği”. Pir Ali Baba, işaret olarak gördüğü bir rüyanın ardından Erzurum’un kazalardan belâlardan, doğal afetlerden korunması için Binbir Hatim geleneğini başlatmış. Bugünlere kadar gelen ve son senelerde on binlerce hatim okunmasına vesile olup bu güzel geleneği başlattığı söylenen Pir Ali Baba kimdir peki? Eldeki bilgi ve belgelerin ışığında, Dutçu köyünün birkaç kilometre batısında, Çat yolu diye bildiğimiz yolun güneyindeki tepelerin birinde makamı yahut mezarı bulunduğu iddia edilen Pir Ali Baba hakkında biraz zihin egzersizi yapalım.

Erzurum, 23 Ağustos 1514’te Yavuz Sultan Selim’in bugünkü İran sınırlarında Maku şehri yakınlarındaki Çaldıran Ovası’nda yapılan savaşta Safevi hükümdarı Şah İsmail’i yenmesiyle Osmanlı Devleti’ne katılmıştır. Yavuz Sultan Selim kazandığı zaferle Safevi devletinin başşehri Tebriz’e girmiş, ancak ordunun yorgun ve huzursuz olmasından dolayı kışı geçirmek üzere İstanbul’a dönmüştü. Dolayısıyla Osmanlı ordusu savaşla aldığı birçok yeri tekrar Safevilere bırakmak durumunda kaldı.

Erzurum’da ve bölgedeki birçok bey, Yavuz Sultan Selim’in İstanbul’a dönmesinden sonra tekrar Safevilere katılmaya meyletmişlerdir. Yavuz’un Çaldıran zaferinden sonra Tebriz’den kendisine yazdığı fetihnameye karşılık Yavuz Selim’e bağlılığını ve iltifatını bildiren Erzurum’da Afşar Beyi Sevündük Han, daha sonra Safevilere yakınlaşmaya meyledince Abdurrezak Türk’ün “Erzurum’un Kandilleri” kitabında yazdığına göre Pir Ali Baba ve Erzurum uleması bir araya gelerek “Burası şia değil ehlisünnet beldesidir.”diyerek, Erzurum’da okunan ezanların peşine salâtı selam getirilmesine karar vermişlerdir.

Padişah’ın Erzurum’dan ayrılmasından sonra Safevilerin tavırlarının takip edilmesi için bazı kalelere karakollar bıraktığı bilinmektedir. Bu arada Doğu’daki hareketliliği izleyip saraya bildiren birçok istihbarat kurumu da vardı kuşkusuz. Bunlardan biri de tekke ve zaviyelerdi. Dutçu köyü yakınlarında Ali Baba Tepesi olarak bilinen yerde toprağın altında kale duvarını hatırlatan izlerin olması, Pir Ali Baba hakkında bazı fikirler vermektedir bize.

Erzurum, Osmanlı Devleti’nde mülkî teşkilatını ancak Erzurum’un Bânisi Kanuni Sultan Süleyman zamanında (1521-1566) tamamlamıştır.

Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde 1533 tarihli vakfiyelerden birinde Pir Ali Baba’nın adının geçmesi, onun hakkında somut bilgi edinmemiz konusunda çok önemlidir. 1533 tarihi Kanuni Sultan Süleyman zamanına denk geliyor; ancak Dutçu köyü civarının Pir Ali Baba’ya kaç tarihinde vakfedildiği bilgisi bu belgelerde yok. Şurası kesin ki Pir Ali Baba’nın kabrinin olduğu rivayet edilen tepe ve etrafı 1533’ten önce vakfedilmiş. Çünkü 1533’teki vakfiyede Pir Ali Baba, (muhtemelen ölümüne çok yakın bir zamanda) meşayıh, ulemadan olan evlât ve halifelerine köyü ve araziyi vakfetmiştir.

Bu durumda Yavuz zamanında Erzurum beyi Sevündük Han’ın ikili tutumuna karşı gelen Pir Ali Baba’nın, Kanuni Sultan Süleyman zamanına ait belgede zaviye sahibi olduğu anlaşılıyor. O halde Pir Ali Baba, ya Yavuz zamanında Erzurum ulemasından biriydi, devlete olan sadakatinden ve ilmi mertebesinden dolayı Kanuni zamanında büyük bir arazi ona vakfedildi, hem de mutasarrıf olarak. Ya da Yavuz zamanında bu arazi kendisine vakfedilmişti. Konunun aydınlığa kavuşması çıkabilecek yeni belgelere ve konuya zaman ayıracak tarihçilere bağlı.

Hakkında doğru; ancak sınırlı bilgiyi kendi zaviyesinin vakfiyesinden öğrenebildiğimiz Pir Ali Baba hakkında Abdurrahim Şerif Beygu’nun 1936’da yayımladığı “ERZURUM (Tarihi, Anıtları, Kitabeleri)”, İbrahim Hakkı Konyalı’nın 1959’da yayımladığı “Abideleri ve Kitabeleri ile Erzurum Tarihi”, Zeki Başar’ın 1972’de yayımladığı “İçtimaî Adetlerimiz- İnançlarımız ve Erzurum İlindeki Ziyaret Yerlerimiz” adlı kitaplarda az da olsa bilgi sahibi olmak mümkün.

Bilhassa karışık bir dille transkrip edildiği ve bazı yerleri okunmadığı için bu kaynaklarda verilen “vakfiye”den Pir Ali Baba hakkında kesin bilgi elde etmek çok zor. Doğru bilgi için vakfiyenin orijinalini elde etmek, yeniden okumak gereklidir. Vakfiyedeki cümlelerden ve “mutasarrıf” kelimesinden Pir Ali Baba’nın Dutçu köyü yakınında Ali Baba tepesi denilen arazinin kendisine “Evlâdiyet Vakfı” olarak vakfedildiği söylenebilir. Mutasarrıf, yani tasarruf eden… Devlet o araziyi, arazi üzerindeki her şeyi Pir Ali Baba’nın ve onun evlâtlarının tasarrufuna vakfetmiş. Böylesi vakıfların gelirleri kesinlikle tekkeye (zaviyeye) bırakılmak zorundadır, kişisel giderler ve menfaatler için kullanılamaz.

Ali isminin sağında ve solundaki “Pir” ve “Baba” kelimeleri Ali ismindeki şahsın bir tekkenin veya meslek grubunun şeyhi olabileceğini düşündürüyor.  Ali Baba tepesi denen yerin Erzurum’un tüm yollarına, boğazlarına ve geçitlerine hâkim bir tepe olması stratejik açıdan dikkate değer…  Burası muhtemelen bir tekke. Tekke kelimesi Arapça “tekye” kelimesinden türemiştir. Yani kullanıldığı yere göre “dayanılacak yer, irtibat, bağlantı” anlamlarına gelir. Dilimize “bakış açısı” olarak giren “Zaviye” kelimesi belki daha uygun bir ifade…

Ayrıca Anadolu’da devlet otoritesinin zayıf düştüğü, toplumsal kargaşanın arttığı vakitlerde inisiyatifi ele alan ahi şeyhlerinin olduğunu biliyoruz. Bir ipek yolu ve ticaret merkezi olan Erzurum’da Pir Ali Baba’nın bir ahi şeyhi olma ihtimali de yüksek. Kabri Erzurum’da bulunan Ahi Tomanbaba gibi…

Vakfiyedeki tarihlerin Erzurum’un Osmanlı devletine geçtiği yıllar olduğunu ve Ali Baba tepesinin konumlandığı yerin stratejik özelliklerini dikkate aldığımızda bu yerin, uçsuz bucaksız yollarda, ıssız dağ başlarında kurumsallaşmış, döneminde halkın Müslümanlaşması için çok önemli misyonu olan, bunun yanında geçici konaklama, terbiye ve eğitim, istihbarat ve gözetleme, ribat (karakol) işlevlerini de yerine getiren bir zaviye olması, kuvvetle muhtemel.

Osmanlıda kolonizatör Türk dervişlerinin stratejik noktalara kurdukları tekke ve zaviyelerin sadece dini-tasavvufî kurumlar olmayıp birer sosyal, siyasi, iktisadi, askeri, ilmi ve kültürel kurumlar olduğu unutulmamalıdır. Böylesi tekke ve zaviyeler, Türk (İslam) kültürünün oluşmasında en önemli alt yapı kurumlarıdır.

Tüm bu değerlendirmelerden sonra o yıllarda (1500’lerin başı) Erzurum’un Şia Safevi devletinin elinden yeni alındığını ve henüz tam manasıyla Safevi tehdidini atlatamadığını da göz önünde bulundurduğumuzda Pir Ali Baba’nın Erzurum’un, şia değil ehlisünnet olması için gayret eden bir alperen olduğunu söyleyebiliriz.

 

Haber Editörü : Tüm Yazıları
YORUM YAZ