Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
--
--
--
--

Kullandığımız maskelerin çoğu uyduruk!586 defa okundu

, kategorisinde, 22 Nis 2020 - 11:33 tarihinde yayınlandı
Kullandığımız maskelerin çoğu uyduruk!

Kendiminkinden biliyorum!

Esasında kendimden biliyorum. Resmi yollardan satışı yapılıp alamadığım için türlü yollardan elime geçen ve de kullandığım çoğu yüz maskemin aslına uygun olmadığını rahatlıkla söyleyebilirim. Sanıyorum çoğu kişi de benim gibi düşünüyor ama belki de söyleyemiyor. Ve inanıyorum ki caddede, sokakta gördüğümüz çoğu insanın yüzündeki maske de o maske değil. Sıradan bez ile yapılan uyduruk maskeler. Allah o belayı başımıza musallat etmesin, eğer o virüs yanımızda yöremizde ise kesin de bulaş imkanını sağlamıştır. O açıdan ben de bana mesajın gelmesini ve bir an önce eczaneden yüz maskemi almayı dört gözle bekliyorum. Sadece ben değil. Aile fertlerim için de onu istiyor ve bekliyorum. Zaten şu an kullandığımız çoğu maskeler de bu iş çıktığı zamanlarda bir şekilde şurada, burada üretilen dandik maskeler. Belki tekrar olacak. Belki rutin olacak. Ama o kadar güzel yapılan işler arasında bu maske işi iyi olmadı, olmadı, olmadı. Bu benim son kararımdır.

 Evde reklam arası!

Ünlü bir edebiyatçı, ‘’Ben şehirleri şairlerinden tanırım’’ demiş. Gerçekten de öyle değil midir.  Şehrin kimliği şairidir. Bir Kültür Şehri olan Erzurum’un yetiştirdiği değerli şairlerden birisi de Yaşar Bayar’dır. Kendine has tarzıyla, naif, beyefendi bir kişi olarak tanıdım onu hep.  Şehirli, güzel ağabeylerdendi. Küçük kardeşi Yalçın ile arkadaş olduğum için zaman zaman görüşür, eşsiz bilgilerinden istifa ederdim. Uzun bir süredir Ağrı’da, İbrahim Çeçen Üniversitesi’nde Kütüphane ve Dökumantasyon Daire Başkanı olarak görev yapıyor. Belli ki temelli yerleşti oraya. Nice zamandır oldu, göremiyorum. Erzurum’da iken bir süre Spor İl Müdürlüğü’nde de görev yapan Yaşar ağabeyinin en büyük özelliği çok kitap okuyanlardan birisi olması ve gittiği mekanları kitaplar ile donatmasıdır. Kitaplar onun yaşam alanıdır. Kitapsız yaşayamaz. Babasının vefatı sebebiyle yıllar önce taziye amacıyla gittiğim Şükrüpaşa Evren Evler’de ki evinde gördüğüm kitaplık, şu ana kadar gördüğüm en büyük kitaplıktı.

***

Salonlarının tamamı kitaplardan kuruluydu ve burası bir oda değil, adeta kütüphaneydi. Yakından biliyorum ki o kitapların hepsini de okumuştur Yaşar ağabey.  Durup dururken niye ben Yaşar ağabeyden, kitaptan bahsettim şimdi. Şunun için. Son zamanlarda sağlık için evde kalınıyor diye sosyal medyadan sık sık paylaşımlar yapılıyor. Genelde de bu paylaşımlar esnasında görüntülerde kitaplara, kitaplıklara gözüm takılıyor. Farketmememiz mümkün değil. Zaten paylaşım yapılırken o kısım kasten de gözümüzün içine sokuluyor. Belki de ondan. Hadi bir çoğunu biliyoruz, okuyorlar ama çoğunun süs için tuttuğunu düşünüyorum. Alınmış ama okunmamış kitapları, kitaplıkları gördükçe ne yalan söyleyeyim, canım sıkılıyor, o dostlar alışverişte görsün mantığına kahroluyorum. Belki de o kadar okumaya meraklı biri olduğum halde öyle afilli kitaplığım yok diyedir o çekememezliğim.

Sadece rehberden silersin..  

Ne kadar yakından tanıdığımı kaybetmişim, telefon rehberimden ve facebook hesabımdan sildiğimde anladım. Belki de her defasında ismini görürüm, moralim bozulur diye siliyorken fark ettim fazlalığını.. Mutlaka sizin de telefon rehberinizde veya facebook arkadaşınız olarak vardır o kaybettiğiniz tanıdıklar.. Daha geçen gündü telefon rehberimden veya facebook hesabımdan isimlerini sildiğim.. Vakit yok diye bir çoğunu da silmeyi bıraktım.. Kimler yok ki o sildiklerim arasında.. Bir çoğunu siz de tanıyorsunuzdur illa ki.. Şunlar mesela ilk etapta ‘delete’ etmek zorunda kaldıklarım.. Murat Refayeli, Vahap Çolak, Zinnur Tiryaki, Ali Özengiz, İlhami Özonur, Lütfü Önder, Fuat Şen, Rıfkı Yaylalı, Recai Uzunlar, Ali Yaşar Turgut, Ertuğrul Çadırcı, Enver Gümüş, Hasan Şengel, Mehmet Karagöz, Tuncer Aktaş, M.Ali Ünal, Yalçın Songün, Ahmet Korucu, Temel Aydın, Sebahattin Yılmaz, Sayıl Narmanlıoğlu, Bahri Efe, Fikret Oral, Turgut Gözgeç, Hasan Fehmi Altıntaş, Enver Subaşı, Lütfü Çelebi, Lütfi Porikli, Naci Gülgen, Coşkun Yaman, İrfan Alyanak, Cihat Barutcugil, Vedat Durmazpınar, Abdurrahim Çintaş.. Bunlar elbet rehberimdensildiğim ama hayatımdan silemediklerim.. Hepsini çok özledim, nurlar içinde yatsınlar..

Onlar evde değil, sayfada kalıyorlar!

Tüm dünyayı derinden etkileyen koronavirüsten dolayı izolasyon için bir süredir evde kalınıyor. Ülkemiz genelinde büyük oranda da ‘Evde kal sağlıklı kal’ çağrısı genel kabul görmüş gibi. Virüs belasından kurtulmak için hali hazırdaki vaziyet daha bir süreliğine de evde kalınacak gibi duruyor. Ancak. Başta sağlıkçılar ve emniyet güçleri olmak üzere evde kalamayan meslek mensupları var. Mesela gazeteciler. Onlar, her türlü olumsuzluğa rağmen yine ayakta kalmak, işini yapmak zorundalar. Zira o gazete çıkmak, o ekmek eve girmek zorunda. Her bir sayfası büyük emekler ile gerçekleşen PUSULA Gazetesi’nin sayfa sekreterleri olan Ahmet ve Tansu Aygün çifti bunlardan biri. Onlar, siz okuyucular günlük taze haberlere ulaşabilesiniz diye hergün sayfa yapmak için gazetedeler. Sokağa çıkma yasağına rağmen sizlere daha iyi gazete sunmanın gayreti içerisinde evde değil, gazetede kalanlar.. Sizler evde kalırken onlar hergün gazeteye geliyor, sayfada kalıyorlar..

Hem de  12 Eylül’lü bir sokak yasağı anısı!

İlk sokağa çıkma yasağı ile henüz lise talebesi iken tanışmıştım.  Anarşik olaylar sebebiyle TSK’nın ülke yönetimine el koyduğu 12 Eylül 1980 tarihinde doğduğum Pasinler’deydim. Bir sabah kalktığımızda sokağın başında iki askeri gördüğümde karşılaşmıştım o ilk yasak kararıyla. Kıpır kıpır, yerinde duramayan gençlerdendim. Asker ısrarla evde kalmamızı, dışarı çıkmamamızı istiyordu. Ancak. Evde kalmak nereye kadardı. Öğlene kadar sabredebildim ancak. Sonrası okuldan ya da mahalleden arkadaşlarımla buluştum, soluğu içkalenin içindeki top sahasında aldım. Sonrasında üç-dört askerdi, bizi yakalayıp ana yola indiren, sonrasında askere ait o dönemlerde genelde çöp taşınan kapalı kasa cemseye bindiren. Hem de 20 yaş altı genç muamelesinden filan değil. Ciddi ciddi 12 Eylül ihtilaline karşı çıkan adamlar muamelesi yapılıyor, bir şekilde yaptığımız ihlalin cezasını çekmeye götürülüyorduk. Daha önce de bir yazıda bahsetmiştim. Bindirildiğimiz cemsenin komutanı bizim lisede Milli Güvenlik dersine öğretmen olarak giren yüzbaşıydı ve tanıdı da olası nezaret günlerinden kurtulabilmiştik.. Şimdilerde İstanbul’da ikamet eden bankacı emeklisi arkadaşım Fikri Sel’in gönderdiği bu siyah beyaz fotoğraftır beni o günlere götüren. Tabi her yerde olduğu gibi Pasinler’de de o sokağa çıkma yasağına tam riayet edilmişti, bizim gibi istisnalar hariç!

Helal olsun göçmen kızına!

Sanırım Napolyon demiş. İnsanlar rakamlar gibidir. Ancak durumlarına göre kıymet alırlar. Sıradan olmayan, kıymet arzeden insanlar vardır, yaptıklarıyla bize bunu inandıran, bize bir şeyler katan, anlamlar kazandıran. İşte buna bir örnek. Sosyal yönleri ile bende güzel iz bırakan TRT sanatçılarından Havva Karakaş ile eşi yine kendisi gibi sanatçı Hasan Karakaş’ın günlük paylaşımlarına bayılıyorum. Adeta ‘cılcıl’ akmalarına rağmen biz sevenlerinin hayatlarına renk katıyorlar. Havva Karakaş ve emekli saz sanatçısı eşi Hasan Karakaş, hergün evlerinden canlı günün türküsünü çalıp söylüyorlar. Zaten koro şefliği yapmış Hasan Karakaş, adeta sazı ile öttürüyor. Özellikle balkan müzikleri ile Türkiye’de haklı bir yerde olan Havva Karakaş ise sadece söylemekle kalmıyor, bir de zilli def çalıyor. Hem de ne çalmak.. Eğer abone olursanız siz de hergün Havva Karakaş’ın günlük paylaştığı türküleri dinleme imkanı bulursunuz. Evde kalırken rutinin çıkılması nasıl bir şeymiş, onu da görür anlarsınız.. İyi ki varsın göçmen kızı. İyi ki varsın şefim.. Bu arada TRT patentli Erzurumlu sanatçı arkadaşlarımıza itina ile duyurulur..

TUTTUĞUM BABA SÖZLER : Kazana yanaşırsan karası bulaşır, kötüye yanaşırsan belası bulaşır (Türkmen atasözü)

DUVARIN DİLİ: Yufka yüreğimizle kıymalı börek yaptılar.

Haber Editörü : Tüm Yazıları
YORUM YAZ