Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce

Ramazan geliyor HOŞ GELİYOR21692 defa okundu

, kategorisinde, 23 Nis 2020 - 12:12 tarihinde yayınlandı
Ramazan geliyor HOŞ GELİYOR

Değerli okurlar tüm İslam alemi yılın en huzurlu en insancıl en değerli zaman dilimine huzur iklimine kavuşuyor. 11 ayın sultanı Ramazan tüm bereketi huzuru ve selametiyle kırık gönüllere, hasta ruhlara, kimsesizlere derman olmaya geliyor. Ramazan geliyor . HOŞ GELİYOR.

Peki ramazanı bizler nasıl karşılıyoruz. Atalarımız nasıl karşılardı. İşte sorunuza kısa bir cevap. Üstünde düşünmeli, örnek almalı. Şimdiden hayırlı ramazanlar.

3 kıta 7 denizde 600 yıl hüküm süren Osmanlı Devleti’nde Ramazan ayları her zaman önemli bir yer tutardı. Ramazan ayıyla birlikte adeta Müslüman topraklara huzur yağardı. İşte Osmanlı’da Ramazan gelenekleri;

Osmanlı Devleti‘nde Ramazan ayında geleneklere son derece önem veriliyordu. Devlet adamlarından, Anadolu halkına Müslüman tüm Osmanlı vatandaşları, Ramazan ayında hem evlerinin hem de kalplerinin kapılarını sonuna kadar açıyorlardı. Sınıf eşitsizliğinin ortadan kalktığı Ramazan ayında, varlıklı olanlar ihtiyaç sahibi kimselere kimliklerini belli etmeden yardım etmeye çalışıyordu.

Tembihnameler yayınlanırdı
Osmanlı döneminde Ramazan ayına Müslümanlar gibi gayrimüslimler de değer verirdi. Ramazan ayının gelmesiyle birlikte Osmanlı Devleti, halkının mübarek ay içinde nasıl davranması gerektiğini belirten bir tembihname yayınlardı. Tembihnamelerde; Müslümanların beş vakit namazı camide cemaatle birlikte kılması, mazereti olmayan tüm Müslümanların oruç tutmaları gerektiği belirtilirdi. Gayri Müslimlerin gündüzleri açık alanlarda yemek yemeleri, su, sigara içmeleri tembihname doğrultusunda yasaklanırdı.

Hırka-i Saadet merasimi
Ramazan ayının 12. günü Osmanlı’da son derece büyük bir öneme sahipti. Kutsal emanetlerin bulunduğu Has Oda, temizlenir ve gül suyu ile yıkanırdı. Ardından öd ağacı ve amber yakılırdı. Devletin ileri gelenlerinin hazır bulunduğu törende, Padişah tarafından gümüş sandukanın içinden hırka-i saadet çıkartılırdı.

Zimem Defteri
Osmanlı’da Ramazan ayında vatandaşların birbirlerine yaptıkları yardımlar da gözle görünür ölçüde artış gösterirdi. Varlıklı bireyler, hiç tanımadıkları semtlerdeki bakkal, manav ve fırınlara girip Zimem Defteri yani veresiye defterini alıp içinden rastgele bir sayfa açar ve söz konusu kişinin borcunu tamamen öderdi. “Silin borçlarını… Allah kabul etsin” der, çeker giderlerdi. Borcu ödenen, borcunu ödeyenin kim olduğunu; borcu sildiren, kimi borçtan kurtardığını bilmezdi.

Paylaşım üst seviyede
Osmanlı’da Ramazan’da halk, eşine-dostuna iftar vermeyi büyük bir ibadet kabul eder, misafir ağırlamak için çırpınılırdı. Ramazan boyunca iftar vakitlerinde kapılar açık tutulurdu. Böylece yolda kalan ve ihtiyacı olan herkes istediği eve girer iftar sofrasına dâhil olurdu. Bunun için tanıdık olmaya gerek yoktu ve iftar için gelenin kim olduğu da asla sorulmazdı
Günümüzde nasıl ki ihtiyaç sahipleri için, iftar çadırları bulunuyorsa Osmanlı döneminde de yemek dağıtılıyordu. Devlet yalnızca yemek değil, ihtiyaç sahibi vatandaşlarının birçok maddi ihtiyacını da karşılıyordu.

Diş kirası
Osmanlı döneminde iftar saati kapıyı kim çalmışsa kesinlikle geri çevrilmezdi. Büyük konaklarda hem zenginler için hem de ihtiyaç sahipleri için sofralar kurulurdu. İftarın ardından ise ev sahibi, yemeğe gelen misafirlerine diş kirası ismi altında hediyeler sunardı. Özellikle fakir konuklara, altın ve gümüş akçeler verilirdi.

Sure sofraları
İftar verilen bir eve gelenler arasında ayrım olmaması için uygulanan sure sofraları, en güzel Ramazan âdetlerden biriydi. Kuran sürelerinin yazıldığı şimşir kaşıklar kapıda misafirlere dağıtılır; misafir de  kaşıktaki süre adının yazıldığı sofraya otururdu. Bu kaşıklar daha sonra yakılır ve külleri gül bahçelerine serpilirdi.

Yaşam duruyor
Osmanlı döneminde, Ramazan ayında gündüzleri adeta sokaklar boşalırdı. İnsanlar gündüzleri uyur, akşamları ise hem çalışır hem de eğlenirdi. İftar ile sahur arasında ortaoyunu, meddah, karagöz gibi oyunlar izlenirdi.
Başta Topkapı Sarayı olmak üzere köşklerde ve konaklarda herkese açık sofralar kurulurdu. Dâvete gerek olmadan herkes gelip iftar edebilirdi. Sofralarda çeşit çeşit iftariyelikler, pideler, çorbalar, et yemekleri, pilavlar, şerbetler, tatlılar vs. olurdu. Ezan okununca iftariyeliklerle başlanır; arkasından akşam namazı kılınırdı. Namazdan sonra ana yemeğe geçilirdi. Böylece, hem akşam namazı açlık telâşıyla hızlı kılınmaz hem de mide birden doldurulmayarak şişkinlik yapması engellenirdi. Teravih namazından sonra da ikramlar devam eder; sahura kadar süren sohbetler yapılırdı. Genellikle sahur yemeğini herkes kendi evinde yerdi. Sahur sofralarında tok tutan yiyecekler tercih edilirdi. Sabahlara kadar uykusuz kalındığından devlet dairelerinde mesai geç başlar; ikindiye doğru tatil edilirdi. Lüzumu hâlinde, iftardan sonra açılan işyerleri vardı.

Zam yapılması yasak
Osmanlı’da Ramazan ayında yiyecek ve eşya fiyatlarının zamlanmamasını devlet kontrol ediyordu. Özellikle gıda maddelerinin Ramazan ayı boyunca daha ucuza satılması sağlanıyordu.

Huzur dersleri
Huzur dersleri, Saray’da uygulanan tefsir okuma geleneğiydi ve padişahın huzurunda yapılırdı. Ramazanın ilk gününde başlar; haftada iki gün olurdu. Tefsir, mukarrir denilen âlimler tarafından okunduğundan bu meclise “mukarrirler meclisi” de denirdi. Tefsirin yanında, müspet bilimler hakkında da konuşulur; edebî sohbetler yapılırdı. 3. Mustafa Han zamanında 1759 yılında başlayan bu dersler, 1923’de sona erdi. Sona erdiğinde, Nahl Suresi‘ne gelinmişti.

Haber Editörü : Tüm Yazıları
Kemal Tunç
YORUM YAZ