Bakırcılık, tarihin derinliklerinden günümüze uzanan, sabır ve emekle şekillenmiş kadim bir sanat. Her bir çekiç darbesi yalnızca bir eşya yaratmaz; aynı zamanda ustasının ruhunu, emeğini ve hayallerini bakırın içine işler.
Bir zamanlar Erzurum’un Tasmağazalar’ının alt başında yer alan Bakırcılar Çarşısı da bu sanatın en güzel örneklerini barındıran bir mekandı. Her köşesi ustaların sesleriyle, çırakların telaşıyla, müşterilerin neşeli sohbetleriyle yankılanırdı. Ancak zaman, bu büyülü çarşıyı da sessizliğe teslim etti.
Çarşıya adım attığımda, karşılaştığım manzara içimi burktu. Bir zamanlar hareketli olan bu yer şimdi sessizliğin gölgesinde. Onlarca dükkandan yalnızca iki-üç tanesi açıktı. Diğerlerinin kapısına kilit vurulmuş; yalnızca hatıralar kalmış geriye. Çarşının tam ortasında yer alan eski bir çeşme hâlâ zamana inat su akıtıyordu. Yanındaki lokantanın ise yalnızca tabelası kalmıştı; o eski şen kahkahaların yerini, sessizliğin yankısı almıştı.
Birkaç hafta önce tamire bıraktığım bakır tencereyi almak için çarşıdaydım. Ancak tamir için bıraktığım dükkan hâlâ açılmamıştı. Kim açsın ki? Ne gelen vardı ne giden. İçimde bir buruklukla dolaşmaya devam ettim. Derken açık bir dükkana rastladım ve kapısını çaldım. İçeri adım attığımda, beni küçük bir atölye karşıladı. Sobasını yakmış, altmış yaşlarında bir usta, kendi halinde ısınmaya çalışıyordu.

“Acaba burası mıydı tencereyi bıraktığım yer?” diye düşündüm. Ama değildi. Usta da aradığım kişi çıkmadı. Yine de o eski ahilik geleneğiyle, sıcak ve samimi bir tavırla karşıladı beni. Kalktı, komşusunun atölyesine kadar gitti, baktı. “O şimdi gelir,” dedi. “Hiç bu kadar geç kalmaz.”
Komşusuna olan bu güveni ve dayanışması, soğuk havaya rağmen içimi ısıttı.
Bir süre bekledim. Ancak saatler geçti, gelen olmadı. Beklemekten vazgeçip çarşıyı dolaşmaya karar verdim. Sessizlik her yanı sarmıştı. Bir zamanlar çekiç seslerinin çarşının duvarlarında yankılandığı bu yer şimdi yalnızca boş bir sessizliğin hükmü altındaydı.
Eskiden onlarca dükkanın, yüzlerce ustanın, kalfanın ve çırağın çalıştığı bu çarşı, şimdilerde birkaç vefakâr insanın emeğiyle ayakta durmaya çalışıyordu.
Hey gidi günler!
Bakırcılar Çarşısı bir zamanlar Erzurum’un kalbiydi. Tasmağazalar’ın alt başında, yalnızca ticaretin değil, dostluğun ve emeğin de merkeziydi. Şimdi ise geçmişin yankılarıyla yaşıyor. Her kilitli dükkan, bir ustanın hikayesini saklıyor; her suskun çekiş, zamana yenik düşen bir emeğin sessiz ağıdını fısıldıyor.
Çeşmeden su hâlâ akıyor. Ama bu suyun sesi bile geçmişin o güzel günlerini geri getiremiyor. Bakırcılar Çarşısı, zamanın gölgesinde, hatıralarla nefes alıyor. Ve ben, o çarşının ortasında, geçmişin kokusunu içime çekerek yalnızca bir sanatın değil, bir yaşam biçiminin hatırasını selamladım.


