Uzun zamandan beri ülkemizde futbol üzerinden bir algı operasyonu, akabinde ise karışıklık çıkarma çalışmaları devam etmektedir. Galatasaray ve Fenerbahçe arasında Suudi Arabistan’da yapılması planlanan Süper Kupa maçı, Fenerbahçe-Trabzonspor maçının ardından ortaya çıkan olaylar, Fenerbahçe’nin Türkiye Ziraat Kupası maçına çıktıktan 1 dakika sonra sahadan çekilmesi ve son olarak Galatasaray-Adana Demirspor maçında konuk takımın penaltıya itiraz etmesi ve idari heyetin takımı sahadan çekmesi ve daha nice münferit ve kolektif girişimler, futbolun artık bir spor olmaktan çıkıp farklı amaçlarla kullanıldığını gösteriyor.
Futbol, dünya genelinde olduğu gibi Türkiye’de de sadece bir spor değil, aynı zamanda toplumsal, ekonomik ve hatta siyasi etkileri olan devasa bir endüstri haline geldi. Ancak son dönemde yaşanan gelişmeler, futbolun spor olmaktan öteye geçtiğini ve belirli çevreler tarafından bir kaos aracı olarak kullanılmak istendiğini gösteriyor.
Özellikle büyük kulüpler arasındaki rekabetin sadece saha içinde kalmaması, tribünlerdeki gerilimin sürekli olarak toplumsal ayrışmaya dönüştürülmek istenmesi, hakem kararlarının sürekli tartışmaya açılması ve belirli olayların organize bir şekilde büyütülmesi, bir “algı operasyonu” izlenimi veriyor.
Tüm bunlar niye? Ülkede iç huzuru bozmak isteyenler kim? Tribünlerde başlayıp tüm ülkeyi etkileyebilecek kaostan kimler neler bekliyor? Tüm suç hakemler ve onların verdikleri kararlarda mı? Türkiye Futbol Federasyonu başkanı değiştiği halde emellerine ulaşamayanlar kimlerdir?
Orta Doğu günden güne daha karmaşık bir hal alırken, ABD başkanının Gazze çıkışı ortada dururken, devletimizin ekonomiye dair attığı adımlar olumlu sonuçlar vermeye başlamışken, milli savunmaya dair atılan adımlar meyvelerini vermeye devam ederken futbol üzerinden ülkede iç huzuru bozmak isteyenler kimlerdir?
Futbol, kitleleri en hızlı şekilde harekete geçiren unsurlardan biridir. Tribünlerde başlayan bir isyan, kısa sürede sokaklara taşabilir. Türkiye gibi stratejik öneme sahip ve güçlü bir devletin, iç huzurunu bozmak isteyen çevreler açısından hedef olması şaşırtıcı değil.
Bölgesel gelişmelere baktığımızda, Orta Doğu’da büyük kırılmalar yaşanıyor. ABD’nin Gazze çıkışı, Filistin direnişi küresel dengeleri değiştiriyor. Ekonomik anlamda atılan adımların olumlu sonuçlar vermeye başlaması, Türkiye’yi ekonomik manipülasyonla zayıflatmak isteyenlerin işine gelmiyor.
Savunma sanayiindeki ilerlemeler ve Türkiye’nin bağımsız adımları, bazı küresel güçleri rahatsız ediyor. Bu noktada, futbolun araçsallaştırılması ve kitlelerin kontrolsüz bir öfkeye sürüklenmek istenmesi, aslında bir iç huzursuzluk projesinin parçası olabilir.
Allah korusun, tribünde başlayan bir isyanın stattaki birkaç bin polisle önlenemeyeceği malumdur. İç huzuru bozmaya çalışan dış mihraklı güçler bunun farkında. Peki biz bunun farkında ne zaman olacağız? Medyada pompalanan her tartışmayı, sosyal medyada yayılan her provokatif içeriği gerçekmiş gibi kabul etmek, kitlelerin yönlendirilmesini kolaylaştırır. Akıl ve sağduyu, en büyük silahımızdır.
Futbolun bir spor olarak kalması, siyasi ve toplumsal bir kaos aracına dönüştürülmemesi için kulüplerin sağduyulu olması, taraftarların tahriklere kapılmaması, devletin bu tür girişimlere karşı net tavır koyması ve medyanın sorumlu davranması gerekmektedir.
Şu çok açık: Bize bir oyun oynanıyor. Ve bu oyun, sadece futbol sahalarında değil, tribünlerde, sosyal medyada, ekranlarda ve sokaklarda oynanıyor.
Bu oyunu bozacak olan, milletin ferasetidir.


