“Züht ve takva yolunu seçenler, çamurlu bir yolda yürüyen beyaz elbiseli kişiye benzer. Bu uzun ve çileli yolu seçenler, adımlarını ipte yürüyen cambaz mahareti ile atmazlarsa kirlenmeleri kaçınılmazdır.”
Bir kitapta okuyup altını çizdiğim bu satırlar, hakikati ne kadar da veciz bir şekilde ifade ediyor. Ben de bu derin manayı, halka hizmet edip Hak rızasını kazanmak niyetiyle yola çıkan siyasetçilerimize uyarlıyorum. Zira siyaset de o çetin, o çamurlu yolların ta kendisidir.
Elbette dürüstlük, sadece kamuda görev yapanlarda, üst yöneticilerde ve siyasetçilerde bulunması gereken bir vasıf değil. Yediden yetmişe her ferdin kul hakkına riayet etmesi, Allah’tan korkup kuldan utanması, “temiz toplum” inşasının temel kriteridir.
Zaten mayası temiz bireylerden oluşmayan bir toplumun, dürüst yöneticiler üretmesini beklemek saflık olur. Doğru söze ne denir; bozuk sütten kaliteli kaymak çıkar mı hiç?
Ancak şunu da belirtmek gerekir ki; ahlakı yüce, inancı sağlam, mayası tertemiz bir milletin içinden çıkan yöneticilerin kahir ekseriyeti de o beyaz elbiseyle çıktıkları çamurlu yollarda kirlenmemeye azami gayret gösteriyor. Paraya pula tenezzül etmeyen, nefse hoş gelen envaiçeşit tuzağa direnen yiğit bürokratlara, dürüst siyasetçilere binlerce kez maşallah diyorum.
Fakat bir de madalyonun karanlık yüzü var. Göreve geldiği ilk andan itibaren, kamu malına kan kokusu almış köpek balıkları gibi saldıran hırsızların alçak suratlarına tükürmeyi bile israf sayıyorum. Birkaç yılda üç odalı kiralık evden çıkıp milyon dolarlık villalara taşınan o karaktersizlere tahammül etmek mümkün değil. Aç gözlerini toprak doyurasıca adi hırsızlar! Çantalarla, poşetlerle taşıdıkları rüşvet çukurlarında boğulmadan temiz toplum özlemine kavuşmamızın imkanı yok, bunu biliyorum.
Dünyanın en gelişmiş hijyen malzemeleri ile defalarca kırklasanız pirüpâk olmayacak ne çok belediye var Allah aşkına! Yerel yönetimleri birer çalma çırpma merkezine dönüştüren, buraları yolsuzluk çukuru haline getiren mevzuat boşluklarının süratle ıslahı gerekiyor. Bunu daha önceki yazılarımda da detaylandırmıştım.
Bunun yanı sıra toplumun, hırsızlık ve yolsuzluğu yaşam biçimi haline getiren hayasızların heveslerini kursağında bırakacak; “reddetme, dışlama, adam yerine koymama” reflekslerini geliştirmesi şarttır. Yolsuzluğa yeltenen, hırsızlığı sanat haline getiren “zübüklerin” toplum içine çıkamaması lazım. Belediye başkanlığına, meclis üyeliğine başvuranları siyasi partilerin güçlü bir “namus, haysiyet, dürüstlük” filtresinden geçirmesi lazım. Yüzüne tükürmemiz gereken böyle hayasızları beş kuruş kirli parası için baş tacı edersek, bu iğrenç tabloların önüne geçemeyiz.
Unutmayalım; beldelerimizi, şehirlerimizi ve belediyelerimizi hırsız ve namussuzların istilasından kurtarmak, her şeyden önce bizim görevimizdir.
Yüz verirsen yüzsüze döner yüzbin ister,
Pısırık toplumlarda hırsızı dürüstler besler.
Haksızlık karşısında dilsiz şeytan olma,
Yüzü kızarmayana hiç değilse kırmızı kart göster!


