Yoncalık… Eğitim Fakültesi’nin arkasında, çoğu insanın önünden belki de fark etmeden geçtiği, sıradan sayılabilecek bir bina. Ta ki bir patlama, o binayı yalnızca duvarlarıyla değil; hatıralarıyla, sesleriyle ve suskunluklarıyla da yerinden oynatana kadar.
Doğal gaz patlamasından sonra ortaya çıkan manzara, bir yapının nasıl bir anda zamansızlığa sürüklenebileceğini gösteriyor. Duvarlar yarılmış, odalar sokağa açılmış, bir zamanlar “içerisi” olan her şey “dışarısı”na dökülmüş durumda.

Evin mahremiyeti kalmamış; eşikler, pencereler, merdivenler birer tanık gibi ortada. Enkazın arasında yalnızca tuğla ve kiriş yok; geçmişin izleri de var.
Oysa patlamadan önceki hâli… Dıştan bakıldığında yine mütevazı, yine sessiz. Ancak bilenler için bambaşka bir anlamı vardı. Bu binada, çocukluk dönemimizde Kur’an dersi alırdık. Tahtanın önünde dizilen sıralar, öğretmenin sesi, pencereden süzülen ışık, teneffüs aralarında fısıltıya karışan gülüşler… Hepsi bu binanın duvarlarına sinmişti. Bir bina yalnızca taş ve harç değildir; içinde öğrenilenler, edilen dualar, kurulan hayallerle anlam kazanır. İşte bu yapı da bizim için öyleydi.
Patlama sonrası fotoğrafa bakarken insanın içini acıtan şey, yalnızca fiziksel yıkım değil. Bir kuşağın ortak hafızasının da hasar almış olması. Çocukluk, çoğu zaman mekânlarla hatırlanır. Bir merdivenin basamağı, bir kapının gıcırtısı, bir odanın kokusu… Yoncalık’taki bu bina, bir dersliğin ötesinde, bir zaman kapsülüydü. Şimdi o kapsül kırıldı; içindekiler saçıldı.

Bu tür olaylar bize iki gerçeği aynı anda hatırlatır. İlki, şehirlerin ve yapıların ne kadar kırılgan olduğu. Güvenliğin, denetimin ve sorumluluğun asla ihmal edilmemesi gerektiği. İkincisi ise, yıkımın yalnızca bugünü değil, geçmişi de etkilediği. Çünkü hatıralar, mekânlara tutunur; mekânlar yıkıldığında hatıralar da sarsılır.
Yoncalık’taki bu bina belki yeniden yapılacak, belki yerinde başka bir yapı yükselecek. Ama oradan geçenler için o köşede hep bir şey eksik kalacak. Çünkü biz, o binada yalnızca ders almadık; büyüdük. Ve bugün enkazın karşısında dururken, aslında kendi çocukluğumuzun bir parçasına bakıyoruz.
Bazen bir patlama, sadece duvarları değil, zamanı da parçalar. Bu yüzden şehirlerimizi onarırken, hafızamızı da korumayı unutmamak gerekir.


